Ana Sayfa »
Doğu Akdeniz’de bir Buzdağı: “Kıbrıs Müzakere Süreçleri”
Makaleyi İndirin
Doğu Akdeniz’de bir Buzdağı: “Kıbrıs Müzakere Süreçleri” 9 Mart, 2014

 

 

 

 

 

 

 

TOPLUMCU DÜŞÜNCE ENSTİTÜSÜ

 

Doğu Akdeniz’de bir Buzdağı: “Kıbrıs Müzakere Süreçleri”

 

“… Bu satrançta “kazananın,” gerçek kaybeden olabileceği birçok kombinasyonun mümkün olduğu görülmektedir.  Ancak amacın, bu kaybeden konumuna düşülmemesi için kazananın olmayacağını güvenceye alacak hamleleri geliştirmek olamayacağı da açıktır.

 

Oysa, bu süreç sonunda bir kazananın olması hedeflenmeli, o kazanan da Ada’nın her iki kesiminde de birlikte barış ve refah içinde yaşayan insanlar olmalıdır…” 

 

Kıbrıs Müzakereleri süreci, 11 Şubat 2014 tarihinde Kıbrıs’ta yapılan Ortak Açıklama ile yeniden diplomasinin sıcak gündemine gelen çok önemli bir konudur.  Bu Açıklama, zamanlaması, hazırlık aşamaları, biçim ve içeriği olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti için olduğu kadar, Türkiye’nin de dış ve iç siyaset zeminlerindeki yaklaşımları, sosyal ve ekonomik gelişmeleri yakından etkileyen önemli bir noktaya işaret etmektedir. 

 

Toplumcu Düşünce Enstitüsü, bu kritik süreçlerin geniş ve ayrıntılı etki değerlendirmelerinin yapılması amacı ile 7 Mart 2014 tarihinde İstanbul’da, Türkiye ve KKTC’den üst düzey siyasetçiler, parlementerler, akademisyenler, diplomat ve gazetecilerin katıldığı “Kıbrıs Müzakereleri: Çözüm Arayışları ve Alternatif Yaklaşımlar” başlıklı bir Çalışma Toplantısı düzenlemiştir.

 

Kıbrıs görüşmelerinde içinde bulunulan noktada tarafların karşılıklı pozisyonları, karşı karşıya bulunulan riskler ve fırsatlar kapsamlı olarak ele alındığı toplantıda; adil ve sürdürülebilir bir çözüm arayışına olan samimi destek özellikle vurgulanmış, iki-devletlilik de dahil farklı nitelikleri ile  ve geniş bir yelpazede olabilecek alternatif çözüm modelleri üzerinde durulmuştur.

 

Yapılan sunum ve yorumlarda çözümsüzlüğün ve statükonun süreci teslim almasına izin vermeyecek ve Kıbrıs Türk Halkı’nın çağdaş dünya sistemi ile bütünleşebilmesine olanak sağlayacak somut politika önerileri ve yöntemler değerlendirilmiştir. 

 

Bu çerçevede uluslararası toplum ve özellikle AB’nin taahhüt ve kararları doğrultusunda Kıbrıs Türk Halkı üzerinde uygulanan ve  tüm geçerli tanımları ile insan haklarına aykırı olan izolasyonların acilen kaldırılmasının gerektiğinin önemle altı çizilmiştir.  Bu alanda atılacak somut adımların, tüm ilgili taraflar açısından en gerçekçi ve inandırıcı bir samimiyet testi olacağı konusunda tam bir görüş birliğine varılmıştır.

 

Görüşme süreçlerinin kendi içinde taşıdığı teknik ayrıntılar yanında, oluşturulacak yapıda, Ada’daki tarafları ilgilendiren; paylaşılan egemenlik anlayışı, iki-kesimlilik, siyasi eşitlik, iki tarafın Kurucu Devlet anlayışı içinde değerlendirilmesi, AB’nin “birinci hukuk” düzeyinde geçerliliği, mevcut vatandaşlık statülerinin korunması, doğal kaynakların adil paylaşımı gibi ilke ve anlayışların büyük özenle ele alınmasının önemi vurgulanmıştır. 

 

 

Ayrıca, mevcut Garantörlük ve İttifak  antlaşmalarının korunması ile, konunun doğrudan tarafları yanında, konunun yakın ilgili tarafları olan Türkiye ve Yunanistan arasında Kıbrıs bağlamında güvenceye alınacak dengeli bir ilişkiler ortamının oluşturulmasının bölge barışı ve istikrarı açısından taşıdığı hassasiyetler, yapacağı katkılar ayrıntılı olarak değerlendirilmiştir. 

 

Bu bağlamda, yapılacak görüşmelerin her noktada ve kademede diplomasinin kendi dinamikleri içinde en etkin bilgi paylaşımları ve şeffaflıkla yürütülmesinin büyük faydalar sağlayacağı ifade edilmiştir.

 

Toplantıda oluşan temel görüşlerden biri de, Kıbrıs görüşmelerinin içerdiği ve yukarıda belirtilen ilke ve yaklaşımları başarı ile pratiğe geçirilmesinin ancak sağlam ve geniş bir kitlesel desteğe dayanılması ile mümkün olacağı görüşü olmuştur.  Bu bağlamda doğru, sürekli ve katılımcı nitelikte bilgilendirmeler üzerinden en geniş zeminlerde yürütülecek etkili bir Kamu Diplomasisi ihtiyacı üzerinde durulmuştur.

 

Katılımcılar, Kıbrıs’ta adil ve sürdürülebilir çözüm arayışlarının Türkiye için önemi açısından değerlendirmeler de bulunmuşlar; değişen enerji kaynakları, enerji güvenliği ve bölgedeki siyasi gelişmeler ışığında Kıbrıs’ın Türkiye için ifade ettiği yeni güvenlik ve savunma özelliklerine dikkat çekmişlerdir. 

 

Büyük güçler arasındaki küresel rekabet ve çatışma odaklarının Pasifik Bölgesine kaymasının bölgede yeni ittifak oluşumlarını gündeme getirdiği bir ortamda, Kıbrıs’taki ekonomik, finansal, siyasal ve sosyal dengelerin Türkiye’nin Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’deki bölgesel ekonomik hak ve çıkarları açısından ayrıca kritik bir etken durumuna geldiği de ifade edilmiştir. 

 

Öte yandan, Türkiye’nin Kıbrıs’ta oluşturulacak olan bir çözüm modelinin, Türkiye’nin AB’nin kendi genişleme süreci içinde nasıl bir noktada yer alacağı üzerinde ciddi hukuki ve siyasi etkileri olacağı değerlendirilmiştir.

 

Son olarak, Türkiye’nin Zürih ve Londra Antlaşmaları gibi taraf olduğu uluslararası antlaşmalardaki hak ve yetkilerini hukuken ve fiilen koruma konusunda göstereceği tutumun, bölgede bundan sonra ortaya çıkabilecek yeni yapılanmalarda Türkiye’nin etkili bir oyuncu olarak ne derecede sözü geçen veya dikkate alınacak bir taraf olacağı konusundaki yaklaşımları da doğrudan belirleyeceğine dikkat çekilmiştir.

 

Bu görüşmeler ve yorumlardan yola çıkılarak Kıbrıs konusunun bugün geldiği yeni aşamanın bir kırılma noktası olup olmadığı sorusu gündeme gelmektedir.  Geçmişte farklı dönemlerde ortaya konulan farklı çözüm çerçevelerine bakıldığında, gelinen noktada geçerli tartışma konuları incelendiğinde, geleceğe dönük belirleyici etkenler değerlendirildiğinde, Kıbrıs Müzakereleri’nde bugün içinde bulunulan noktanın bir “kırılma noktası” olmaktan ziyade, çok değerli bir “fırsat penceresi” olarak görülmesi daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

 

Geçmişte Kıbrıs konusu gündeme geldiğinde, konu, genellikle Doğu Akdeniz’de bir “uçak gemisi” benzetmesi üzerinden değerlendirilirdi.  Bu benzetme bugün de büyük ölçüde geçerliğini korumakla birlikte, hem bölgede hem de küresel düzeydeki jeo-politiğin değişen ekseni ışığında, bu benzetmenin bundan böyle Doğu Akdeniz’de bir “buzdağı” olarak tarif edilmesinin daha doğru olacağı anlaşılmaktadır.

Bugüne kadar Akdeniz’de sayılı oyuncu ile sürdürülen bir oyun, bugün artık geleneksel oyuncular olan Amerika Birleşik Devletleri, Rusya ve AB’nin yanında İsrail, İran, Suudi Arabistan’dan başlayıp Çin’e kadar uzanan geniş bir coğrafyayı ilgilendiren, ayrıca bu coğrafyanın da tek tek ve topluca ilgisini çeken geniş bir satranç oyununa dönüşmüştür. 

 

Bu satrançta “kazananın,” gerçek kaybeden olabileceği birçok kombinasyonun mümkün olduğu görülmektedir.  Ancak amacın, bu kaybeden konumuna düşülmemesi için kazananın olmayacağını güvenceye alacak hamleleri geliştirmek olamayacağı da açıktır. 

Bu süreç sonunda bir kazananın olması hedeflenmeli, o kazanan da Ada’nın her iki kesiminde de birlikte barış ve refah içinde yaşayan insanlar olmalıdır. 

 

Ada dışındaki güçlerin bu hedefin gerçekleştirilmesi için gerekli hukuki, siyasi, ekonomik ve insani koşulların sağlanması yönünde kendi çıkarları açısından taviz olarak değerlendirecekleri önemli fırsat maliyetleri kabul etmeleri gerekebilir. 

 

Ancak bu maliyetler, küresel barış ve istikrara yönelik anlamlı ve kalıcı bir yatırım olarak değerlendirilmeli; konunun başta doğrudan ve yakın tarafları olmak üzere, tüm uluslararası toplum, Doğu Akdeniz’de göz göre göre bir “Titanic” olayına meydan verecek hamleler konusunda olağanüstü hassasiyet ve dikkat göstermelidir. 

 

 

tde

Tüm makaleyi okumak için lütfen PDF dosyasını indirin
En Yeni Yazılar Avrupa'da Sosyal Demokrasinin Krizi Avrupa sosyalist ve sosyal demokrat partiler derin ve köklü bir kriz içinde bulunuyor. Son yıllarda farklı devletlerde..
Makale
Cezmi DOĞANER
Avrupa Solu 1: Radikalleşen Sol Euro krizi, mülteci akını ve Brexit derken Avrupa’daki kriz durumu bir türlü son bulmuyor..
Makale
Melih ŞENGÖLGE
TDE'den yeni bir yayın: Özgürlükçü Adalet Çağrısı 2016 yılında hazırlanan bu çalışma TDE'nin kurumsal faaliyetleri kapsamında tartışma ve değerlendirme metni olarak hazırlanmıştır
Haber
Toplumcu Düşünce Enstitüsü
Tüm Yazılar