Ana Sayfa »
Demokratik Dünyayı Birlikte Tasarlayalım
Makaleyi İndirin
Demokratik Dünyayı Birlikte Tasarlayalım 31 Aralık, 2014

 

 

 

 

 

 

Toplumcu Düşünce Enstitüsü

Tartışma Notu

 

TN - Siyaset/14-012                                                               30 Aralık 2014

Hazırlayan: Mehmet UYSAL

 

 

Demokratik Dünyayı Birlikte Tasarlayalım*

 

(*yazarın, http://www.demokratikdunya.org/adresli sitede aynı başlıkla yayımlanan yazısından, Enstitü bünyesinde planlanan bir proje çalışması çerçevesinde TDE-Tartışma Notu olarak uyarlanan yazısıdır)

 

Dünyanın kendini “demokrat” olarak tanımlayan insanları nasıl bir toplum hedefliyorlar?

Demokratlar;

            İnsanlar arası bağımlılık ilişkilerinin, buna bağlı olarak sömürünün

            ortadan kalktığı, bilim ve teknolojinin doludizgin geliştiği bir toplumda

            yaşamak istiyorlar.  Dolu dizgin gelişen teknolojinin hayata geçirilmesiyle

            gelirin alabildiğine arttığı, artan gelirin adil bölüşüldüğü, böylece refahın

            arttığı bir toplumda yaşamak istiyorlar. Yüksek refah seviyesi sayesinde

            etkisini kaybeden ve hatta yok olan bağımlılık ilişkilerinin sonucunda,

            çatışmaların, savaşların, açlığın, yoksulluğun ve diğer bütün müsibetliklerin

            sona erdiği bir dünya istiyorlar. 

 

GİRİŞ

 

Demokratlar, insanlığı çürütüp yok eden bu yıkım ve vahşet ortamlarının yerini bilgi, yetenek ve deneyim yarışının aldığı, yapıcı ve adil bir rekabetin hüküm sürdüğü toplumlar istiyorlar.  Ve demokrat insanlar, böylece insan ilişkilerine barış ve dostluğun egemen olduğu,  içinde bilgi, sevgi ve  aşk ile yaşanan bir toplumsal düzenin yaşama geçirilmesini hedefliyorlar.  Ancak dünya bu idealden henüz çok uzaklardadır.

 

Dünyada giderek derinleşen bir gelir dağılımı adaletsizliği, bunun sonucu olarak sürekli artan  bir yoksulluk ve insanlığın yüz karası açlık var. Gelir dağılımı adaletsizliğini daha da derinleştirmek için savaşlar, siyasi kargaşalar çıkarılıyor. Küresel liberal siyasi-ekonomik “yeni dünya düzeni”, en büyüğü 2008’de patlak veren, “piyasaya iman”ı yerle bir eden ve artçı sarsıntıları halen süren, peş peşe ekonomik krizlerle temelinden sarsılıyor, insanlar servetlerini, işlerini kaybediyor.

 

Öte yandan, Çin, Hindistan vb. “ucuz işgücü cennetleri”nde insanlar sefalet ücretleri ile çalıştırılırken, bu durum birleşik kaplar etkisiyle, başta Avrupa olmak üzere, “sosyal devlet”in zayıflamasına, tüm dünyada işçi ücretlerinin düşmesine, böylece yoksulluluğun yayılmasına neden oluyor. Birleşmiş  Milletler tarafından Eylül 2010’da yayınlanan “Yoksulluğu Yeniden Düşünmek” başlıklı rapora göre, dünyada 1.5 milyarın üzerinde insan günde 1.25 dolarla ve 3 milyardan fazla insan günlük 2.5 dolarla geçinmek zorunda. Gözlerimizin önündeki; “göbekleri davul gibi şişmiş, bacakları çöp gibi ipince kalmış, kocaman gözlü aç çocuklar” ile simgeleşen insanlığın yüz karası bu manzara, yüreğinde insan sevgisi olan herkesin içini burkup, vicdanlarını sızlatıyor.

 

Dünyada Demokrasi Sorunu Var!

 

Gelir dağılımı adaleti ile demokrasi arasında yakın bir ilişki vardır. Tüm insanların “bağımsız ve eşit bireyler” olarak kamu yönetimine katıldığı demokratik ülkelerde, gelirin daha adil dağıldığını, demokratikleşme düzeyi yükseldikçe gelir dağılımının daha adil hale geldiğini, demokrasi düzeyi düşük, yani insanlar arası eşitsizlik ilişkilerinin yaygın olduğu ülkelerde ise gelir dağılımının adaletsiz olduğunu görüyoruz. Ülkeler bazında gelir dağılımı ile demokrasi arasında yakın bir ilişki olması, aynı ilişkinin dünya bazında da bulunduğunu gösterir.

 

Eğer dünya demokratik olsaydı, tüm insanlar kamu yönetimine “bağımsız ve eşit bireyler” olarak katılır ve bunun sonucu olarak gelir dağılımı hakça olurdu. Ancak, dünyada giderek derinleşen bir gelir dağılımı adaletsizliği var olduğuna, gelir dağılımı adaleti ile demokratikleşme arasında yakın bir ilişki olduğuna göre, dünyada bir “demokrasi sorunu” vardır, dünya anti-demokratiktir demektir.

 

Dünya anti-demokratik ise, bu durum, “demokrat” aydınların önüne, “dünyanın demokratikleşmesini sağlayacak olanakların ve pratik çözümlerin neler olabileceği üzerine düşünme” görevini ve sorumluluğunu koyuyor. 2008 ekonomik krizinin işaret ettiği sorunlar, demokrat aydınların, “demokratik dünyayı düşünme” görev ve sorumluluklarını, somut bir hareket noktası olarak gözler önüne seriyor.

 

Tam bu noktada, “Dünya siyasi ve hukuki olarak ulus-toplum/devletler halinde yapılanmış olduğuna göre, gelir dağılımı adaletsizliği ve demokrasi ilişkisi ya da ‘demokrasi sorunu’ neden ulus toplumlar düzeyinde değil de dünya ölçeğinde ele alınıyor?” biçiminde bir soru sorulabilir.

 

Neden Demokratik Ulus Değil Demokratik Dünya?

 

Gelir dağılımı adaleti ve demokrasi ilişkisini dünya ölçeğinde ele almamızın nedeni, dünya, siyasi ve hukuki olarak ulus-devlet halinde yapılanmış olmakla birlikte, 1980’li yıllardan itibaren hızla ilerleyen küreselleşme sürecinin sonucu olarak, uluslararası ekonomik sistemin adeta tek bir organizma gibi hareket eder duruma gelmiş olmasıdır. Küreselleşme süreci, esas olarak, 1980’li yıllarda ABD Hazine Bakanlığı, IMF ve Dünya Bankası arasındaki “Washington Uzlaşması” ilkeleri çerçevesinde gelişmiştir.

 

Washington Uzlaşması 3 ana hedefe dayalı bir sacayak üstüne otutulmuştur: 1) Dış Ticaret ve Kambiyo Rejimlerinin serbestleştirilmesi, 2) Sermaye Hareketlerinin serbestleştirilmesi, ve 3) Özelleştirme. Bu ilkelerin adım adım hayata geçirilmesi sonucunda, dünya “küresel liberal bir köy” haline gelmiştir. İşte bu nedenledir ki, dünyanın ekonomik olarak küreselleşmesinin sonucu olarak, ekonomik büyüme, kalkınma, gelir dağılımı adaletsizliği vs. ekonomik sorunların, ulus bazında ele alınıp çözümlenmesinin zemini geniş ölçüde ortadan kalkmıştır.

 

Öte yandan, siyaset ve ekonomi, et ile tırnak gibi birbirinden ayrılmaz iki alan olup, ekonominin küreselleşmesine paralel olarak siyaset de küreselleşmiştir. Bu nedenle, bütün ülkeler, siyaseten küresel düşünüp, küresel davranmaktadırlar. Öyleyse, dünyadaki demokrasi sorununu ve demokrasi sorununun ayaklarını bastığı ekonomik sorunların ve bu sorunlara bağlı ve bağlantılı irili ufaklı bütün toplumsal sorunların, dünya ölçeğinde düşünülmesi kaçınılmaz olmaktadır.  Bu sorunların demokratik çözümünü de küresel toplumun analizi ve bu analize dayanarak dünyanın demokratik modellenmesi çalışması ile ortaya çıkacak bir tablonun içinde arayıp, bu çerçevede geliştirmek gerekmektedir.

 

Makalenin tamamını okumak için lütfen PDF eklentisini çalıştırın

 

Tüm makaleyi okumak için lütfen PDF dosyasını indirin
En Yeni Yazılar Avrupa'da Sosyal Demokrasinin Krizi Avrupa sosyalist ve sosyal demokrat partiler derin ve köklü bir kriz içinde bulunuyor. Son yıllarda farklı devletlerde..
Makale
Cezmi DOĞANER
Avrupa Solu 1: Radikalleşen Sol Euro krizi, mülteci akını ve Brexit derken Avrupa’daki kriz durumu bir türlü son bulmuyor..
Makale
Melih ŞENGÖLGE
TDE'den yeni bir yayın: Özgürlükçü Adalet Çağrısı 2016 yılında hazırlanan bu çalışma TDE'nin kurumsal faaliyetleri kapsamında tartışma ve değerlendirme metni olarak hazırlanmıştır
Haber
Toplumcu Düşünce Enstitüsü
Tüm Yazılar